18 Ağustos 2012 Cumartesi

Adım gönül yaran olsun…

Ahmet'in Dilrubaya yazdığı mektup
Başak Parlak http://www.facebook.com/PARLAKBASAK


Ey benim gönlümü alan güzel… Ey benim gecem ve gündüzüm… Güneşim, sabah yıldızım… Rüyam ve hakikatim… Kalbimi avuçlarına teslim ettiğim… 
Seni gördüğünden beri gözlerim her yere sen diye bakar, herkeste senin suretin, heryere kokunu taşır yaz rüzgarları, her şeyi sen diye severim… Sen benim dokunmaya kıyamadığım, adını anarken titrediğim, gözlerine hiç uzun uzun bakamadığım sevgilim… Sen benim yarim, yaram, derdim ve dermanımsın… 
Her halini tattım aşkın… Yandım, kavruldum, kül oldum… Ama ben dün senin gözlerinde küllerimden yeniden doğdum… Senin de yüreğin külün içinde saklanan kordur bilirim. Ben sabrı öğrendim. Bir daha kül olmak, bir daha her halinden geçmek için aşkın şimdi varlığında tekrar yanıyorum. 
Bilir misin Dilruba’m, deniz gözlüm… Aşk hançer gibidir. Gelir saplanır yüreğine… Hiç geçmeyecek bir yara olur içinde. Kanadıkça seversin… Acıdıkça yanarsın… Her halden geçersin de yine aşktan geçemezsin… Çünkü aşktan nasibini almak da bir lütuftur… Ben nasibimi aşktan, senden almışım. İsterim ki sen de benden bul. Sen de benden al nasibini aşkın… 
Adım gönül yaran olsun… 
İsterim ki gönlümü aldığın gibi gönlünü alayım… İsterim ki senin yüreğine saplanan hançer ben olayım

Cenneti gözlerinde görmüştüm

Fotoğrafı büyük görmek için tıkla

Cenneti gözlerinde görmüştüm 
Aynı gözlerde cehennemide gördüm 
Varsın olsun 
Şimdi o gözlerde ölümü görmekteyim 
Gözlerinden geleni bağrıma yar diye basar 

17 Ağustos 2012 Cuma

Biz erdik muradımıza, siz çıkın kerevetine…(Yamak Ahmet)

Bu sıradan sokağın, sıradan dükkanında çarptı kalplerimiz birbirine. Sen ben oldun, ben sen. Acılarla yoğruldu aşkımız, yar busesidir deyip gönlümüze bastık hüzünlerimizi. Cennet kapıları aralandı, gülden halılar serildi önümüze. Girmedik birbirimiz olmadan o kapıdan bile. Haram oldu gözlerimizin buluşmadığı her gün bize. Deniz kokun yokken küstü, hiç güzel kokmadı baharatlar bile. Binlerce gözden yaş süzülürken, milyonlarca yürek secde etti aşkımızın önünde. Canlar dile gelip Allah’a haykırdı, Rabbim bize de böylesini nasip et diye. Kimi Dilruba gibi sevilmek isterken, kimi Ahmet gibi tutuşmak kül olmak istedi aşkın ateşinden. İşte burada bunca insanın dualarında yazıldı bizim masalımız.

Biz erdik muradımıza, siz çıkın kerevetine…
Yamak Ahmet Facebook .Sayfası


Bizler masalın sonuna geldik

MERHABALAR!!!Bizler masalın sonuna geldik. 40 bölümdür bizle bu yolculuğu paylaştığınız için,gönülden,samimi yorumlarınız için teşekkür etmek istiyorum.Evet bütün dizilerde böyledir önce kavuşulsun istenir sonra uzadı denir ve nihayete geli
nce lütfen bitmesin denir ve de denecek bunun kuralı budur.Kötüler ölünce yada cezasını bulunca zaten olay dizisi biter geriye beklediğiniz hasret çektiğiniz mutlu son kalır. Ve kötüler olmasa kahramanlarınızın değeri olmaz :). Bundan sonra Ahmetle Dilrubayı kağır helva yerken çocuk severken panayırda gezerken vs seyretmek size tat vermez çünkü ortada çatışma olmaz. Bakalım bugün neler olacak bilmiyoruz beklediğiniz son mu ters köşe mi hep beraber göreceğiz. Ama asıl teşekkürüm size şudur: Bu kadar bıçak sırtı bir işte hele ki osmanlı döneminde geçen bir dizide gerçekten yobazlığa yozluğa kaçmadan yaptığınız yorumlar ve gönlünüzden damıtıp ortaya koydunuz yorumlar içindir. Ve son sözüm bu sayfanın ve de twitter sayfasının yöneticileri büyük iş çıkardınız durmadan karşılık beklemeden binlerce kişiyi toplamak ve de bir arada tutmak kolay değildi yaptınız. yüreğinize sağlık biz de sayenizde yaptığımız işin ne olduğunu nerede karşılık bulduğunu gördük.HEPİNİZE SONSUZ TEŞEKKÜRLER SEVGİLERİMLE...

Emrah Elçiboğa

Bir Varmış Bir Yokmuş (Yamak Ahmet)


YAMAK AHMET SENARYO EKİBİNDEN
Bir Varmış Bir Yokmuş
Yamak Ahmet projesinin son bölümünü yazdığımız bu akşam (25/07/2012) karmaşık duygular içindeyiz. Zaman zaman gülüp zaman zaman ağladığımız, en iyisini yapabilmek adına kavgalar edip, birbirimizin saçını başını yolduğumuz oldu. “Peki yolunan saçlarınıza değdi mi?” derseniz cevabımız “Değdi” olur.
Bizler böyle kaliteli bir projede kalem tutan kişiler olmaktan büyük keyif aldık. Bizim için yazmaktan daha önemlisi yazdığımızı ekranda görebilmekti. Usta ellerde şekillenen Yamak Ahmet her sahnede beklediğimizden fazlasını verdi bize.
Bir varmış bir yokmuşla başlayan masalımızı izlerken Dilruba’nın gözlerinde kaybolup, Ahmet’in gözyaşlarıyla aktık. Gülşah’ın saf aşkına acıyıp, Sermet’in dalaverelerine sinirlendik. Ferhat’la yeniçeri, Anna’yla okçu olduk.  Bazen İhsan ustanın dükkanında baharat, bazen de Safiye hanımın bahçe havuzunda ki nilüfer olduk. Çarşı esnafıyla birlikte sokak çeşmesinden akıp, Gülseren’in nakışlı mendillerini taşıdık Emin ustaya. Şemsinur’un endişesi, Hülasa’nın tedirginliği olduk gerçeğe yaklaştıkça. Leyla’nın gözyaşında boğulup, Emin’in sevdasını alkışladık Hatice’ye inatla. Koca bir kazan da Şehriyar olduk, Mehmet olduk. Nurullah ateşledi kazanı, Yunus pişirdi onlarca mutfak çalışanını. Emin usta tatlarına bakıp “Götürün evladım” deyince aldık soluğumuzu TRT1 ekranında. Binlerce kişi izledi yüzlercesi alkışladı.
Güzel bir yemek olduk Ahmet Okur’un tenceresinde. Güven Kaprol malzemeyi getirdi, Hakan Arslan yemeği pişirdi. Sonunda güzel bir tat bıraktı Yamak Ahmet bizim damağımızda. Bu tatta emeği olan oyuncusundan, set personeline, adını bilmediğimiz, bilip de unuttuğumuz herkese teşekkür ederiz. Böyle bir işin altına birlikte imza atmak güzeldi.
Masal bitti…


Yamak Ahmet Senaryo Ekibi
Eda Tezcan
Ramazan Demirli
Silvan Alpoğuz
Gökhan Temel
İsa Sağlam

Yamak Ahmet 59.bölüm (Final)


ÖNEMLİ 
Yamak Ahmet dizisiyle ilgili tüm paylaşımlar
sayfası tarafından yapılmaktadır. 
Lütfen Yamak Ahmet-Osmanlı'da Ramazan 
yazan sayfayı beğeniniz. 
Sayfanın adresi 



Yamak Ahmet Final Bölümü Son Sahne

Yamak Ahmet http://www.facebook.com/YamakAhmet

Yamak Ahmet 58.Bölüm


 Yamak Ahmet
http://www.facebook.com/YamakAhmet

Yamak Ahmet 57.Bölüm Tek Parça

Yamak Ahmet 56.Bölüm

Başak Parlak








Başak Parlak 

Yamak Ahmet



16 Ağustos 2012 Perşembe

''O geceye pek yaraştı'' Yamak Ahmet



Mübarek Kadir Gecesi, pek çok ekranda layıkıyla kutlandı. Özellikle TRT 1'in Süleymaniye Camii'nden yaptığı naklen yayın tek kelime ile kusursuzdu. atv'de Nihat Hatipoğlu'nun sunduğu Kadir Gecesi Özel programı da ekran başındakilerin gönlüne her cümle ve her dua ile biraz daha huzur doldurdu. Kadir Gecesi ekranında beni en çok etkileyen konuşmalar ise TRT 1'in Yamak Ahmet dizisinde geçenlerdi. 

SEVGİ VE YEMEK 
Bu diziyi seviyorum ve Ramazan ekranına çok yakıştırıyorum. Yamak Ahmet bir yandan sevdasının peşinden koşuyor, bir yandan eski Osmanlı mutfağının özel lezzetlerinin tariflerini veriyor, diğer yandan da dini bilgilerimizi ve tasavvuf öğretisinin yüce erdemlerini hatırlamamızı sağlayıp gönüllerde giderek közlenmeye yüz tutan 'insan sevgisinin' ateşini eşeliyor.
Yamak Ahmet, mutfakta hazırladığı sütlü tatlıya 'Sevda Tatlısı' adını verince, aşçılardan biri itiraz etti: "Sevdanın, sevginin yemekle ne ilgisi var?"
Yanıt, Yamak Ahmet yerine ustasından geldi: "Neden annelerin yaptığı yemek güzel olur? Çünkü içine her daim sevgilerini koyarlar da ondan..." 

DERS GİBİ KONUŞMA 
Sokakta tek başına otururken dilenci sanılıp sadaka verilmeye çalışılan ama daha sonra büyük bir din âlimi olduğu anlaşıyan yaşlı adamın iftar sofrasında söyledikleri ise bu güzel geceye ayrı bir anlam katacak cinstendi.
Bilge adam, "Sermayesi sıfır olan, zarar etmekten korkmaz. İnsan kendini bir hiçten ibaret görmeli ki, kaybedecek şeyi olmasın" deyince, genç adam sordu: "Peki insan imanını kaybetmekten de mi korkmaz?"
Yaşlı adamın sözleri ders niteliğindeydi: "Kardeş, imanı sen mi kazandın ki kaybetmekten korkasın? Kazanmadığını kaybetmek korkusu, haramzadeye yakışır. Her şey Allah'a aşkla bağlanmaktan geçer..." 
YÜKSEL AYTUĞ
Yamak Ahmet Facebook Sayfası
http://www.facebook.com/YamakAhmet

3 Ağustos 2012 Cuma

Git diyorsun - Yamak Ahmet


  

Git diyorsun… 

Gidiyorum! 

Bilmem kaç gündür yol alıyorum. Arkamı dönerek değil, gözüm arkada kalarak gidiyorum. İçimin bir parçasını, yüreğimin yarısını ve gözlerimi seni son gördüğüm yere saklıyorum. O yerde atıyor hala yüreğim. Hala senli zamanların sarhoşluğu başımda. Dilimde sana dair kelimeler, aklımda senden kalan binlerce an, binlerce anı... Yüreğim sende kaldı. 

Git diyorsun… 

Bir daha gelme diyorsun… 

Şimdi fethedilmemiş bir şehir oldu gözlerin. Yüreğimin dağlarından sessizce hüzünler indiriyorum gönlüne. Sana sesleniyorum ve sen öyle duymuyorsun ki sesimi… Feth edemediğim o şehrin her bir zerresiyle her an sana haykırıyor içimde bir yer. Duymuyorsun… Duymak istemiyorsun… 

Git diyorsun… Bana git diyorsun…

Yamak Ahmet Facebook Sayfası

Yamak Ahmet 49.Bölüm

http://www.facebook.com/YamakAhmet
Yamak Ahmet 3 Ağustos 2012

Vahşi'nin Hz.Vahşi Oluşu (Yamak Ahmet)


 Alemlerin efendisi biraz yavaş yürü Ey Hamza diyor. Yürüyüşün ölümü korkutuyor. Bilmiyorum Hamza'ya düşmanlık edenlere böyle ne oluyor ? Uhud cenkler içinde bir cenk. Yiğitler içinde en önde Hamza (radıyallahu anh) az sonra göğsüne saplanacak mızraktan habersiz. Mızrak Vahşi'nin elinde, oda göklerin koparacağı feryattan habersiz..
Devamı

2 Ağustos 2012 Perşembe

Yamak Ahmet 48.Bölüm

Yamak Ahmet 2.Sezon 28.Bölüm  2 Ağustos 2012



Yamak Ahmet Facebook Sayfası
Son Sahne - Emri Olur

Yamak Ahmet - Emri Olur

Yamak Ahmet sayfası tarafından hazırlanan video
http://www.facebook.com/YamakAhmet
 Yamak Ahmet Dizisinde yayınlanan klip

Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü?


Şehzade Mustafa Nasıl Öldürüldü? Yazısını okumak için tıklayınız

Yamak Ahmet Facebook Sayfası

1 Ağustos 2012 Çarşamba

EMİN USTA'NIN DİLİNDEN ŞEHZADE MUSTAFA (YAMAK AHMET)




Kardeşler ne yalan söyleyeyim, benim ayaklarım Zal Mahmut’a gitmez. Sebepsiz değil elbet! Niyesini anlatayım. Bilirsiniz ben Bursa’da büyüdüm. Şehzade Mustafa’nın kabri hemen üst sokağımızdaydı. Babam nerde bir zulüm görse Şehzade Mustafa’nın ruhu şad olsun diye dua ederdi. 
Babama dedesi anlatmış, Mustafa Bursa’ya defnedilirken halk ağlamaktan bitap düşmüş; öyle ağır gelmiş insanlara, çünkü ölümü haksız bir ölümmüş! Şehzade Mustafa ki düşmana baktığında kalbi durur, dosta güldüğünde çare olurmuş. Öyle mert bir yiğitmiş…
 Kardeşler zulüm ile abad olanın ahiri berbad olur derler. Şeytanın bin türlü oku vardır, hepsi de fitneye çıkar. Mahidevran hatun şu cihana bir yiğit doğurmuş, gelin görün ki yiğidin vadesi daha doğarken dolmuş! Şehzade Mustafa: Sultan Süleyman’ın en büyük oğluydu. Hünkâr olmaya en yakın ve en layık varis de oydu. Sultan’ın diğer bütün evlatları: Şehzade Mehmet, Cihangir, Beyazid, Selim hep Hürrem Hatun’dan olma idi. Kadere bakın ki Hürrem Hatun koca dünyaya sığdırmadı Şehzade Mustafa gibi yiğidi. Belki korktu, hünkâr olursa oğullarıma kıyar diye, belki de kalbinde korkudan hiç eser yoktu, en doğrusunu Allah bilir. Amma şu var ki Damadı Rüstem ile bir olup Mustafa’yı Sultan Süleyman’ın gözünden düşürmeyi bildiler!
Şehzade Mustafa yeniçerinin karşısına çıkınca asker canını verecek gibi olur, halkın arasına karıştığı vakit ahali etrafında pervane gibi dönermiş. Kardeşleriyle buluşunca o şehzade Cihangir, Mehmet eriyip gidermiş, öyle severlermiş birbirlerini! Sultan Yavuz Selim’i gören büyükler Şehzade Mustafa’nın ona ne kadar benzediğini hemen ilk bakışta söylermiş. 

Mustafa’nın başında kara bulutların dönmesi Şehzade Mehmet’in ölümüyle başlamış aslında. Mehmet gencecik yaşta eceliyle vefat edince Hürrem Hatun ile damadı Rüstem Paşa, Mustafa’nın taht yolunu kesmek için kanlı bir işe girişmişler. Güya Mustafa dermiş ki, babam ihtiyarladı, gazaya dahi çıkmaz oldu, taht gayrı bana yaraşır! Süleyman Han ilk vakitler bu dedikoduya kulak tıkamayı bilmiş. ‘Mustafa öyle iş yapmaz’ demiş.

Kardeşler, yiğidin bir hesabı olurmuş amma yiğit üzerine dokuz oyun kurulurmuş. Vakit geçmiş, oyunlar içinde sıra Şehzade Mustafa’nın mührünü çalmaya gelmiş. O mührü çalan eller, Mustafa’nın ağzından İran Şahına mektuplar düzmüş. Şahın cevaplarını da mektuplarla birlikte Hünkâra yetiştirmişler. Hünkârım bu Mustafa’nın niyeti niyet değil demişler, Daha ne kadar bekleyeceksin, haine cezasını vermeyecek misin demişler. Süleyman Han ne vakit oğluna baksa babasını görürmüş zaten ya, dedesi Beyazid Han gibi tahttan oğlunun eliyle indirilme fikri ağırına gitmiş. Emir buyurmuş: tez İran üstüne ordu hazırlansın, Mustafa da adamlarıyla Konya’da buyruğuma katılsın!
Şehzade Mustafa’yı çok ikaz etmişler, Hünkârın kanına girdiler, size iftira atıp aklını çeldiler, gelin gitmeyin Konya’ya. O şehzade Mustafa ki mert! Babası için canını verecek! Üzerine bembeyaz bir elbise giymiş, ‘Allah bu canı bana babam eliyle verdi, alacaksa varsın babam eliyle alsın!’
"Biz de baba buyruğuna karşı gelecek göz mü gördünüz?"
Mustafa’yı kimseler ikna edememiş. Adamlarını aldığı gibi Konya’ya varmış. Şehzade’nin geldiğini gören devlet erkânı ziyaretine koşmuş hemen. Rüstem Paşa hariç hiçbirinin olacaklardan haberi yokmuş. Şehzade Mustafa ecelin yanı başında bir gece konaklamış. O gece çadırına bir ok saplanmış. Okun ucunda ‘Baban sana kıyacak! Çadıra gitme’ diye yazarmış. Mustafa, o babamdır diyerek bunu da kulak ardı etmiş. Hünkârın elini öpme vakti gelince dem bu demdir diyerek çadıra yürümüş ancak çadırın önündeki adamlar Şehzade’den kılıcını istemişler. Hünkârın huzuruna kılıç ile çıkma hakkı yalnız şehzadelere mahsustur. Yiğitten kılıcını istemek canını istemeye denktir ya, Mustafa çıkarmış kınından o pak kılıcı, madem hünkârın emridir alın o halde demiş.
Mustafa çadıra girdiği vakit bakmış ki ne görsün: Karşısında yedi dilsiz, sağır cellât! Ellerinde yağlı ibrişim kemendi! Mustafa ceddinden almış bu huyu, önce hayır ile nasihat etmiş. Lakin adamların duyduğumu var? Yürümüşler Mustafa’nın üstüne! Lakin ölümü koynunda gezdiren adama cellât dayanmaz! Geleni indirmiş, geleni indirmiş… Yürümüş hünkârın bulunduğu çadıra, hala el öpme niyetindeymiş, tam aradaki perdeyi kaldıracakken Zal Mahmut Ağa’yı görmüş ardında! Şehzade Mustafa, bu Zal Mahmut Ağa’ya vaktiyle o kadar iyilik etmiş ki, elinde balta olduğunu görünce tutulup kalmış öylece, dönememiş bile! Mahmut Ağa baltayı kaldırdığı gibi vurmuş Mustafa’nın sırtına! Mustafa yere düşünce cellâtlar ayaklanmış yeniden, üç kemendi birden sarmışlar boynuna! Mustafa feryat etmiş, ‘Baba! Oğluna neyi reva gördüler?’
‘Baba oğluna neyi reva gördüler…’
Öyle yiğide bu reva görülmezdi ya fitnenin canı çıksın! Asker, Mustafa’nın hayatta olmadığını görsün de ondan umudunu kessin diye cansız bedenini çadırın önüne asmışlar! Bunu gören Hürrem Hatun’dan olma Şehzade Cihangir öyle bir figana kapılmış ki bir zaman sonra derdinden hasta düşüp can vermiş...

Oysa güneş bir mızrak boyuna indiği gün kötülerin sığınacak gölgesi olmayacak..."

Teşekkürler Silvan Alpoğuz...
Kaynak : Yamak Ahmet Dizisi ve Edalizist 

Yamak Ahmet

Yamak Ahmet 47.bölüm

Yamak Ahmet 2.Sezon 27. Bölüm Part1 Full HD 01-08-2012
Yamak Ahmet
http://www.facebook.com/YamakAhmet

Yamak Ahmet















Yamak Ahmet